Sanat Platformları ve Eğlence Endüstrisi Emin Toksöz

WEDNESDAY, 1 JUNE 2016

GENÇSANAT DERGİSİ 250

 

 

 

SANAT PLATFORMLARI VE EĞLENCE ENDÜSTRİSİ

EMİN TOKSÖZ

(GençSanat Dergisi, Sayı 250, Haziran 2016, İstanbul)

 

Çağdaş sanat ve eğlence arasındaki ilişkiyi araştırmaya başladığım ilk dönemlerde fark ettiğim noktalardan biri, eğlence endüstrisine ve çağdaş sanat olgularına yönelik birçok olumlu olumsuz eleştiri olmasına rağmen, her ikisinin birden yer aldığı platformları detaylı bir biçimde ele alan bir envanter çalışmasının olmamasıydı. Bu yazıda dünyada belirgin bir şekilde kendini gösteren eğlence endüstrisi ile çağdaş sanat arasındaki ilişkileri ve bunun Türkiye’deki yansımaları üzerinde duracağım.

Günümüzde eğlencenin tanımı, yaygın olarak boş zamanı keyifli bir şekilde geçirme ve oyalanma olarak yapılıyor. Ayrıca dünyada eğlence deyince akıllara ilk olarak, sahne sanatlarının hakim olduğu ‘hafif eğlence’yi, yani komedi ve şarkı gibi alanları kapsayan pratikler yani popüler performanslar geliyor. Bununla beraber eğlence kavramının bedensel ve biyolojik boyutu da var: Sesli gülme, çığlık atma, vücut sıcaklığımız ve nabzımızdaki artış gibi birçok dürtünün yanı sıra psikolojimizde meydana gelen değişimler ve bunlara eklemlenen pozitif her türlü durum eğlenceyle ilişkili. Ayrıca neşe, tutku, mutluluk gibi duygularla beraber korku, şok, acı çekme gibi negatif psikolojik durumlar da eğlencenin kapsamına başka türlü giriyorlar.

Eğlencenin ‘yüksek sanat’la bir arada bulunuduğu platformlar bir çok sanatçı ve sanat eleştirmeni tarafından büyük eleştiri alıyor. Günümüzde eğlenceden huzursuz olan eleştirilerin temel dayanağı, sanatın içine sokulan eğlence formlarının sanata zarar verdiği ve sanatı popülize ederek içini boşalttığı ya da düşünsel açıdan kuraklaştırdığı yönündedir. Bu görüşün aksine, son yıllarda eğlence sektörleri ve sanatın, geçmişte hiç olmadığı kadar birbirine yakınlaştığı ve aralarındaki sınırların giderek yok olduğu görülmektedir. Bu yok oluşun nedenleri arasında teknolojinin hızla gelişmesi, küreselleşmenin getirdiği etkiler, kültür sanat politikaları ve 1998 yılından itibaren artış gösteren hipermodernite gibi konular öne çıkmaktadır. Tüm bu nedenlerin yanı sıra artık internet sayesinde eğlence endüstrisinin tarifinin yapılması ve içine sızdığı kavramları açıklamak dahi imkansız hale gelmiştir.

Bu bağlamda amacı izleyicilerin sürekli olarak dikkatini çekmek ve yeni heyecanlar yaratmak olan eğlence endüstrisi ve çağdaş sanat, özellikle 1980 sonrası dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de geçmişte hiç olmadığı kadar birbirine yakınlaşmış, hatta 2004 sonrası bu yakınlaşma ve ortak çalışmaların ivmesi daha da artmıştır. Çünkü sanat, son yıllarda geçmişte hiç olmadığı kadar küresel bir kültür turizminin içinde evrilmeye başlamıştır. Bu konudaki en net örneklerden biri, artık dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de çağdaş sanat fuarlarının olmazsa olmazı VIP partilerinin sanat etkinliklerine sızmış olmasıdır. Öyle ki sergi öncesi ve sonrası yapılan partiler sergilerin önüne geçer hale gelmiştir. Gerçekten de son 10 yılda Türkiye’nin, bol VIP sanat partili, uluslararası sermaye destekli, takip etmenin bile zorlaştığı bir sanat etkinliği dönemine girdiği görülür. Bu kadar çok kültür sanat faaliyetinin olması sevindirici gibi görünse de, birçok sanat projesinin kültürel olarak sürdürülebilirlik sağlayamadığı aşikârdır. Peki, tüm bu gösterişli ve gösterili sanat ekinliklerinin Türkiye’nin kültür sanat geleceğine katkısı ne olacaktır? Çağdaş sanatın eğlenceyle tamamen bütünleşmesine zemin hazırlayan ortamı kültür sanat tarihini yönlendiren ve ileride hatırlanması gereken belirleyici bir olgu olarak mı kaydetmeli, yoksa bunları sadece bir çeşit boş vakit geçirme anlayışı ve tüketim dünyasının parçası olarak mı düşünmeli?

80’lerden önce kolektif etkinliklerde kâr amacı öncelikli konu değilken, küreselleşmenin ve bununla birlikte ulusaşırı sermaye hareketinin dünya sanatına hakim olduğu 80 sonrasından itibaren tam tersine tüketim odaklı olduğu görülür. Bu konuyla ilgili 7 Temmuz 2011 tarihinde The Guardian gazetesinde Alexis Petrisdis’in yayımladığı makale dikkat çekicidir. Yazıda yüksek sanat ve pop kültürü ile ilgili performans sanatçısı Yoko Ono’nun açıklamalarına yer verilir. Ono’ya göre yüksek sanat ve pop müzik arasında fark vardır. Yüksek sanatın kültüre doğrudan etkisi vardır, pop müzik ise sadece bir eğlencedir. Ono, yüksek sanat ve eğlencenin karışımı bir üretim olursa, insanlar ne anlatılmak istendiğinle ilgilenirler diye düşünür. John Lennon ile beraberliğinden sonra performanslarına müzik eklemeye başlar. Ono’ya göre müzik iletişimi kolaylaştıran bir unsurdur. Yani stüdyoya gidip müzik yapmak Paris’e gidip performans yapmaktan daha kolaydır ve üstelik performansının sonunda alay edilmesi de söz konusudur. Ono, John Lennon ile birlikteliklerinden sonra çok iyi zaman geçirdiklerini, aslında ikisinin de aynı şeyi yaptığını söyler. Yüksek sanatın asla geniş kitlelere hitap edemeyeceğini çoktan kabullendiğini belirtir. Bu bağlamda Lady Gaga, Björk ve Madonna gibi müzisyenlerin kliplerini izlemek bile çağdaş sanat ve pop müzik endüstrisi arasındaki yakınlaşmayı anlamak için yeterlidir. Oysaki durum tek taraflı değildir. Marina Abramovic, Takashi Murakami, Grayson Perry gibi birçok çağdaş sanatçının da ünlü pop şarkıcılarıyla iş birliği yapmaktan memnun oldukları görülür. Eğlence endüstrisinin güçlü silahlarından Hollywood ile çağdaş sanat arasındaki ortaklıklar bile başlı başına farklı bir araştırma konusudur.

Eğlence endüstrisi ve çağdaş sanat ilişkisine Türkiye bağlamında baktığımızda pop müzik, sinema, dijital oyun sektörü, sahne sanatları gibi disiplinlerde dikkate değer bir gelişme yaşanmazken turizm, reklam, barlar ve publar, emlak, eğitim ve popüler kültür gibi konularda dünyanın gerisinde kalınmadığı görülür. Son yıllarda özellikle tarihi ve kültürel alanlarda kurulan turizm odaklı mekânların çoğalması ve kültürün özelleştirilmesini destekleyen politikalar sonucunda çağdaş sanatın geçmişte hiç olmadığı kadar keyif aracına dönüştüğü ve ‘iyi vakit geçirme sektörü’yle yakınlaştığı görülür. Bu eksende özellikle yeni kurulan alışveriş merkezlerindeki galeri ve sanat mekânlarının sayıca artışı dikkat çekicidir. Çağdaş sanat neredeyse bu merkezlerin bir dekoru haline gelir.Sıklıkla, çağdaş sanatın izleyicilerine keyifli vakit geçirtmek gibi bir sorumluluğunun olmadığının belirtilmesi, eğlence ve sanat arasında bir sınır olması gerektiğinin savunulması, bu konuyla ilgili rahatsızlıkların arttığını ortaya koymaktadır.

Bu durumu sanat galerileri ve müzeler açısından ele aldığımız zaman artık izleyiciye keyifli zaman geçirtmenin bir rahatsızlıktan öte bir gereklilik haline geldiğini görürüz. Galeri ve müzelerin 19. yüzyılda halkın eğitilmesi amacıyla kamuya ait bir mekân olarak yaygınlık kazandığı düşünülürse geçmişten günümüze bu sanat mekânlarında büyük bir dönüşüm yaşandığı da söylenebilir. Son yıllarda galeri ve müze ziyaretçilerinin beklentileri arasında kültürel açıdan bilgilenmenin yanısıra keyifli vakit geçirmek de vardır. Ayrıca mükemmel bir müze için iyi tasarlanmış bir binanın yanı sıra, müze dükkânı, güçlü halkla ilişkiler, kafe, lokanta, konser, parti organizasyonlarının olduğu bir yapılanma bugün kaçınılmazdır. MoMA, Tate, Guggenheim gibi önde gelen müzelerin etkinlik takvimleri bu anlayışın öncüleridir. Örneğin MoMA 2015 yılında kabare, tiyatro, çağdaş sanat gibi birçok farklı sanat disiplinini ve sanatçıları bir araya getirerek ‘Night at Museum the Museum’ adlı etkinliğini Volkswagen sporsonluğunda gerçekleştirmiş ve sadece sanatla ilgilenenlerin değil daha geniş bir kitlenin büyük ilgisini çekmeyi başarmıştır.

Çağdaş sanat ve eğlence endüstrisi arasındaki yakınlaşmada küratörlerin de önemli bir payı olduğu açıktır. Batıda uzun yıllardır kullanılan küratör kavramının ne tesadüfdir ki ülkemizde 1980 sonrası yaygınlaştığı görülür. Geçmiş dönemlerde küratör olağan bir meslek olarak görülürken, son yıllarda dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu mesleğin geçmişteki işlevini aştığı görülecektir. Neoliberal bir dünya içinde kurumlar, şirketler, bankalar ile bağlar oluşturan, sanatla sermaye arasındaki ilişkileri kurgulayan, belli sanatçıların ve sanat üretiminin tanıtımını üstlenen, adeta bir yönetmen ya da reklamcı gibi pozisyon alan küratörler, sanat ve sergi yapmak dışında finans ağının da yoğun bir biçimde içindedir. Bu nedenle günümüzde küratörlerin piyasanın ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gibi sanatçıların da var olmak için bir küratörün yardımına ihtiyaç duyar hale gelmeleri sık rastlanır bir durum olmuştur. Bu ise piyasada sanatçıların tutunmasından çok küratörün tutunmasının önemsenmesini ve küratörlerin estetik kaygılardan çok finans kaynağına göre hareket etmelerini yaygınlaştırır. İnternet ve sosyal medyanın her alanda belirleyici hale gelmesi ise popüler kültür ile ilişkiyi daha da tetiklemektedir.

Küratörlerin eleştiri odağı olduğu bir diğer konu ise özellikle İstanbul’da büyük bir gelişme gösteren turizm ve emlak sektörlerini markalaştırmak ve sanat yoluyla pazarlamaktır. Örneğin geçmiş dönemlerde dekoratif sanata karşı birçok eleştiri yapmış küratörlerin günümüzde otel, galeri, bar gibi mekânların iç tasarımları ve tanıtımı için çalıştıkları gözden kaçmaz. Yeni açılan turistik mekânlara ve kültür sanat yatırımlarının bölgesel dağılımlarına bakıldığı zaman karşımıza ilk çıkan yerler Beyoğlu, Cihangir, Galata, Nişantaşı, Karaköy’dür. İstanbul’un bu bölgelerinde son yıllarda çağdaş sanat galerilerinde de ciddi bir artış görüldüğü söylenebilir.  Ne var ki, bu artışı sadece çağdaş sanat tutkusuyla açıklamamız mümkün değildir. Konuya turizm, eğlence, emlak ve kentsel dönüşüm açısından bakmamızın daha önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü çağdaş sanatın geçmiş dönemlerden beri süregelen ‘sanatın halka indirilmesi’ ve ‘herkesin sanatçı olabileceği’ iddiası, emlak ve turizm sektörü tarafından fazlasıyla benimsenip kullanılmış bir durumdadır. Örneğin İstanbul’daki Dumankaya Modern, Zorlu Center, Rixos Residences Bomonty, Varyap Meridian gibi projelerin pazarlamasında sanatla iç içe bir yaşam vaat edildiği gibi yaşam alanlarının çevresine sanat atölyeleri, galeriler ve sanat kafe gibi alanlar inşa edilmektedir. Doğal olarak bu mekânların tasarımında markalaştırılmış sanatçı ve küratörlerle çalışılmaktadır.

Öte yandan bar, pub, restoran gibi mekânların da son yıllarda çağdaş sanat rüzgarına dahil olduğu görülür. Klasik gece kulübü, pub, bar gibi eğlence mekânlarında son yıllarda hükümetlerin uyguladığı sigara kullanım yasakları ve diğer yasaklar sebebiyle tüketici tarafından ilginin azaldığı için mekân sahipleri gelirlerini arttırmak ve müşterinin ilgisini prestijli bir konu ile çekmek için sanata başvurmakta ve ayrıca hybrid bar, gastro bar gibi yeni konseptler yaratmaktadır. Örneğin İstanbul Kadıköy’de faaliyet gösteren Karga Bar ve Bebek’te yer alan Lucca bu türün öncülerinden kabul edilir. Sonrasında Karaköy ve Pera bölgesinde açılan yeme içme mekânları için de sanat öncelikli bir konsept olmuştur. Öyle ki buradaki mekânlarda düzenlenen VIP sanat partilerinde olup bitenler, medya tarafından sıkı takip edilmekte ve magazin sayfalarına sıklıkla malzeme olmaktadır. Ülkemizde çağdaş sanat ve magazin gündeminde olup bitenleri ve en son dedikoduları gazeteci Onur Baştürk’ün hayli ilginç yazılarından takip edilebilir.

İstanbul’da otel ve konaklama sektörü ile çağdaş sanat arasındaki yaşanan gelişmeler emlak ve restoran sektöründe yaşananlardan pek farklı değildir. Geçmiş dönemlerde, kentlerin daha eşit, daha düzenli yaşam alanları sunmaları gibi beklentiler hakimken, günümüzde kentler için önemli olanın, sunduğu yaşam alanlarının güncel olması ve başarı ile pazarlanması gibi konular olduğu görülür. Bu bakımdan İstanbul’da son yıllarda kültürel alanlar içinde otel ve yatak sayısındaki artışla beraber turizm sektörünün gitgide toplumsal ve kültürel yaşamı ele geçirdiği ve birçok sanat etkinliğine ev sahipliği yapmak istediği açıktır. Örneğin bu konu ile ilgili Artful Living dergisinin Aralık 2013 sayısında Sürmeli Hotel’in sanata verdiği destekleri ve otelin gelecek planları ile ilgili haberi olduça ilginçtir. Ayrıca Bodrum’da yer alan Casa Dell Arte adlı butik otel de bu anlayışın en gösterişli örneğidir.

Eğlence endsütrisinin en az bilinen fakat son yıllarda onun en güçlü silahlarından biri olan eğitim ve kültür eğlencesi sektörü giderek gücüne güç katmaktadır. Eğitim geçmiş yıllarda sadece varlıklı insanların elde edebildiği bir şey iken özellikle endüstri devrimi sonrası artış gösteren okullarla beraber, insanlar rahat bir şekilde eğitime ulaşabilmiş, hatta günümüzde yüksek eğitim yapan üniversite gibi kurumlarda erişkinler rahatlıkla eğitim hayatlarına devam edebilir hale gelmiştir. Eğitimin global anlamda geliştiği günümüzde, geçmiş dönemdeki eğitimle ilgili kısıtlamalar yerine, insanlar ‘hayat boyu öğretim’e teşvik edilmektedir. Bu bağlamda ülkemizde de eğitimin yavaş yavaş bir eğlence formu haline geldiği söylenebilir. Öyle ki bu durumu çağdaş sanat bazında düşündüğümüz zaman, daha çok çağdaş sanat koleksiyoneri ya da alıcısının ortaya çıkmasını sağlamak ve katılımcıların iyi vakit geçirmelerini sağlamak için çeşitli yerlerde çağdaş sanat seminerleri, workshop ve sergi ya da sanatçılar üzerine bilgilendirme toplantıları yapılmakta olduğunu görürürüz. The Art Fund Association’un ‘yaşamınıza yatırım yapın’ sloganıyla Ritz Carlton Otel’inde sürdürülen etkinlikler bunun güzel bir örneğidir. Ayrıca eğitim ve kültür eğlencesi bağlamında en ilginç gelişmelerden biri geçtiğimiz yıl ülkemizde yaşandı. Kadıköy’ün birçok sanatçıya ve atölyesine ev sahipliği yapan Yeldeğirmeni bölgesi son yıllarda bilindiği gibi sanat anlamında büyük bir çıkış göstermiş ve burası adeta bir açık hava müzesine dönüşmüştür. Bu durumu fırsat bilen bazı turizm firmaları bölgeye kültür- sanat amaçlı turlar düzenlemeye başlamıştır. Yine bu durum, bölgede yaşayan sanatçıları öylesine rahatsız etmiştir ki sanatçılar bir araya gelip bu durumu protesto ederek, ortak bir bildiri yayınlamak zorunda kalmıştır.

Günümüzde sanata temas eden eğlence formları, geçmişteki gibi politik ve iktidara başkaldırı içeriğinde veya sanatın estetik yönlerini sorgulayan entelektüel zeka ürünü formlar olmaktan çok, tüketim ve ekonomi güdümlü bir yapıya sahiptir. Her ne kadar günümüzde sanat ve eğlencenin her zamankinden fazla yakınlaşmasının, gelecekte yeni, yaratıcı şeyler türeteceği düşünülse de, günümüz itibariyle sanatın iyi vakit geçirme ve haz gibi kavramlarla kuşatıldığı açıktır.  Documenta 11 küratörü Roger Buergel’in söylediği gibi sanat artık iş, eğlence ve sansasyon arasında bir sistemde sıkışmıştır. Bu durumun devam etmesi ve normalleşmesi, sanatının hakkını veren sanatçılara, gelecekte ekonomik ve siyasi baskı olarak geri dönecek gibi görünüyor. Bu bağlamda Marcel Deuchamp’ın “İyi sanatçılar gelecekte yer altına gidecek.”  sözünü hatırlatmak isterim.

 

 

Kaynaklar:

1-Moss, S., 2009, Entertainment Industry: An Introduction, Leeds, UK: CAB International.

2-Creative Economy Report 2010, United Nations, UNCTAD/DITC/TAB/2010/3, ISBN 978-0-9816619-0-2.

3-Thorton, S. 2008, Sanat Dünyasında Yedi Gün, Mine Haydaroğlu (çev.) İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

4-Walmsley, B., 2011, Key Issues in the Arts and Entertainment Industry, Woodeaton, Oxford: Goodfellow Publishers.

5-Whitham, G., Pooke, G., 2010, Çağdaş Sanatı Anlamak, Tufan Göbekçin (çev.) İstanbul: Optimis Yayın Dağıtım.

6-Whitham, G., Pooke, G., 2011, Sanatı Anlamak, Tufan Göbekçin (çev.) İstanbul: Optimis Yayın Dağıtım .

7-Wu, C., 2005, Kültürün Özelleştirilmesi, Esin Soğancılar (çev.) İstanbul: İletişim

Yayınları.

8-Yardımcı, S., 2005, İstanbul’da Bienal, İstanbul: İletişim Yayınları.

9-Yılmaz, M., 2011, Sanatın Günceli Güncelin Sanatı, Ankara: Ütopya Yayınevi.

10-Shusterman, R., July 2003, Entertainment: A Question for Aesthetics, British Journal of Aesthetics, Vol. 43, No.3.

11-Artun A.,2014, Sanat Emlak Karması, e-skop, http://www.e-skop.com.

12-Bal, B., 2012, Sanat ve İş Dünyalarının Mutlu Birlikteliği, e-skop, http://www.e-skop.com.

13-Baykuş, E., Şubat 2013, Sanat Pazarının Pembe Baloncuğu Büyümeye Devam Edecek, Artfulliving, s.113.

14-Çağdaş Sanat İle Pop Endüstrisinin Kardeşliği: Jay-z ft. Marina Abramoviç, 2013, e-skop bülten, http://www.e-skop.com.

15-Özkan, M., 2011, İstanbul’da Kültür ve Sanat İçerikli Kent Politikaları, e-skop, http://www.e-skop.com.

16- Ward, O., 2012, Mekân Patlaması: Çağdaş Sanat e Mimarinin Eğlence Endüstrisiyle Suç Ortaklığı, e-skop, http://www.e-skop.com.

17-Esen, T., 5 Aralık 2014, Sanatçılara Kabuklu Yemiş Atmayınız. www.agos.com.tr.

18-Kulaksız, K., 28 Eylül 2014, Keyif Endüstrisine Karşı Sanatı Ayakta Tutmaya Çalışıyor, Zaman Gazetesi, www.zaman.com.tr.

19-Petridis, A., 7 Temmuz 2011, From Yoko On Lady Gaga: How Pop Embraced Performance Art, The Guardian, www.theguardian.com.

20-Yalçınkaya, F., 27 Eylül 2014, ‘Beykoz’da Gerçek Bir Sanat Partisi, Milliyet Gazetesi www.milliyet.com.tr.

21-Baştürk, O., 21 Eylül 2013, Bienalli Günlerin ‘En’leri, Yazar Gündemi, www.yazargundemi.com.