Galeri ve Müze Politikalarının çağdaş sanata etkileri (İngiltere )

 

 

 

1960'lı veya 1970'li yıllardan (başka bir deyişle modern sanatın veya Modernist dönemin bittiği kabul edilen zamandan sonra) oluşan yeni sanat fikri olan çağdaş sanat,genel olarak feminizm, küreselleşme, çevre, biyomühendislik, teknoloji-insan ilişkisi gibi güncel konuları ele aldığı gibi klasik yöntemlerle sergilenmesi şart olmayan hatta geleneksel heykel yada resim gibi becerileri bile gerektirmeyen bir görsel sanatlar rolü üzerine almıştır. Bu rol sanatlar arasındaki yeni bir kesişme ve deney alanı sağlamıştır. Örnek olarak müzik yerine ses sanatı, tiyatro yerine performans sanatı denmesi verilebilir. 1960’lı yıllarda başlayan bu süreç için kopuş anı 1989 diyebiliriz. O veya bu şekilde çağdaş sanat bu süreç sonunda  küresel olmuştur. Bu bağlamda sanat eserlerinin alınıp satıldığı, sergilendiği müze ve galerilerin çağdaş sanata ne gibi katkısı olmuştur ? Son yıllarda ,özellikle Londra’da sayısı giderek artan galerilerin takip ettikleri sanat politikaları nelerdir ? Gerçekten güncel konulara değinen işlerin sergilenmesi ve yeni sanatçıların yetişmesi, halkın bu konuda bilgilendirmesi konusunda galerilerin bir çabası var mı ?  gibi soruları akla getirmekte.

  Sanat galerisinin genel tanımına  baktığımızda ; Sanat eserlerinin sergilendiği, alınıp satıldığı mekan olarak görüyoruz.  Bu mekanlar genel olarak dünyada müze olarak adlandırılıyor. Galeri olarak adlandırılması ingiltere’de daha yaygın. Son yıllarda bu mekanlar arasında ‘Çağdaş Sanat Galerisi ‘ adı altında toplananlarda  artış görüyoruz. Bu galerilerin ilk başta diğerlerinden farkı ilginç mimari yapıları ve uzun, geniş odalarıdır. Ayrıca kurumsal yapı olarak 3 ayrı tipe ayrılırlar. Sanat yatırımclarının sahibi oldukları galeriler, Devlet desktekli galeriler son olarak sanatçıların bir kooparatif olarak oluşturdukları galeriler. Günümüzde sanat yatırımcılarının sahibi oldukları galeri sayısı daha fazladır.  Sanat yatırımcılarının her geçen gün  ilgisinin arttığı Londra’da inanılmaz rakamların havada uçuştuğunu görmekteyiz. Peki  gerçekten sanatçıların desteklendiği, Çağdaş sanata katkısı olan yatırımlar mı yapılmakta yoksa bunlar sadece göstermelik, işin arka  planında başka işlerin döndüğü bir yapılanmamı var  ?

   Günümüzde sadece Londra sokaklarında  işlerini sergilemek için şans arayan sanatçı sayısnın 1 ayda 15.000 den fazla olduğu düşünülüyor. Durum öyle bir hal aladı ki  bir sanatçının  başarılı olup olamayacağının belirlenmesinde müzeler ve galeriler , sanat eleştirmenlerinden daha büyük bir rol oynar oldu. Ama sanat dünyasını takip edenler bunun nası olduğunu anlamazlar. Yani eğer bir sanatçı markalaşmak istiyorsa  müzeler ve galeriler markalaşmaya giden süreçteki kapı bekçileri sayılabilir. Ama burda müzeleri ayırmakta fayda var. Müzeler piyasa sürecinden biraz daha ayrı olduğu için kararları nadiren sorgulanıyor. Tabiki bu müze ve galerilerin birer yöneticisi ve küratörü var. Çoğunun adı bilinmesede bunlar çağdaş sanatı yönlendiren önemli isimlerdir. Bu isimler sergilenecek eserleri seçerler. Bu seçimler kısmen tacirlerin, sanatçıların sözlerinden medyada çkan yazılardan etkilenirek ortaya çıkar.

  Bir serginin başarısında ziyaretçilerin sayısı ve basında yer aldığı kadarıyla ölçülür.En önemli galeriler gezi rehbelerinde yerini almış mutlaka gezilemsi tavsiye edilmiş markalaşmış galerilerdir. Hepsinin koleksiyonunda yüzlerce eser vardır. Bu galerleride sergilenen eserlerde de bir önem sırası vardır. Bu pek söylenen bir gerçek olmasa da sadece Mona lisa’yı görmeye gelen ziyaretçiler için Louvre’de ayrı bir giriş inşa edilmiştir. Ayrıca galeriler için satış  rekoru kırabilecek ya da potansiyeli olan eserler ayrı bir öneme sahiptir. Galeriler markalaşmak için koleksiyonunda belli bir dönemin az tanınan sanatçısından çok aynı dönemin en büyük sanatçılarını bulunmadurarak bunu unutulmaz bir mimariyle gelen misafirlere unutulmaz anlar yaşatmaya çalışırlar.  Buna bir nevi binaya daha çok turist çekme yöntemi denebilir.

  Peki bir galeri neye odaklanmalı ? Daha çok ziyaretçimi çekmeli yoksa çağdaş sanatın daha çok anlaşılmasını sağlamak mı ? İşin aslında bakacak olursak genelde galerilerin yürttüğü mantığın sanatla ilgisi pek yok. Yani yönetim politikların bir futbol takımınınkinden pek bir farkı yok. Günümüzde çağdaş sanat galerilerinde sergilenen eserler fiyat uygunluğuna gore sık sık tacirler tarafından bir kaç sokak ötede satılmakta olan aynı sanatçıyı sergiliyor. Aslında eskiden işler böyle yürümüyormuş. Bir müze veya galerinin koleksiyonlarını oluştuturken, bir kuşağın kendisinden önceki kuşağın en iyi eserlerini seçip gelecek kuşağın faydalanması için bağışlanıyordu. Bunun altında yatan düşünce , otuz ya da kırk yaşın altındaki eseleri toplamanın tarihsel açıdan önemli olanı aktarmak yerine gelgeç modaları yansıtacağıydı.  Bu durum günümüzde çok farklı boyutlara taşınmış durumda örneğin yakın bir tarihte Guggenheim, henüz New York Hunter Colege’de yüksek lisans öğrencisi olan ressam Alison Fox’un eserlerini satın aldı. Bunu tavsiye eden kişi Charles Saatchi olması herşeyi açıklıyor.

   Pek çok yeni müze ,milyarderler tarafından, kendi sanat zevklerini yansıtmak ya da ailelerin ismini ölümsüzleştirmek için kuruluyor. Bu yeni bir şey değildir. Neredeyse Rönesans döneminden beri koleksiyonların sergilendiği müze ve galeriler var. Ama sırf rakamlar açısından bile baktığımız zaman 21. Yüzyılda yaşanmakta olan sürecin eşi benzeri yok. Ülkemizde de 2004 yılında Bülent ve Oya Eczacıbaşı İstanbul Modern Sanat müzesini kurmuşlardır. Özetle yeni açılan galerilerin sahip olacağı her sanat eserinde küratörlerin seçim ölçütlerinden çok, milyarderlerin tutkularının daha ön plana çıkıyor. Londra’dada milyarder yatırımcıların kurduğu galerilere bakacak olursak ilk olarak Gagosian gibi markalaşmış bir galerinin sanat dünyasındaki etkisi arttırmak için yürttüğü politakaları örnek vermek istiyorum; Amerikalı yatırımcı Larry Gagosian tarafından kurulan, dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi İngiltere ‘de 2000 li yılların başında Londra’ya da bir galeri açmıştır. Daha once medya ile yakın bağları bulunan Gagosian, !980’li yıllardan itibaren sanat tacirliğine girişmiştir.2011 yılında Art Rewiev dergisinde dünyanın en güçlü sanat adamları arasınad 4.cü sırada gösterilmiştir. Medya ile içiçe bir sanat politikası yürüttüğü aşikar bir sanat yatırımcısdır. Bir çok galeride olduğu gibi sanatçıarı hakkında olumlu görüş yaymak  ve uzun yazılar çıkmasını sağlamak için bir halkla ilişkiler departmanı vardır. Yapılan reklamlar çağdaş sanat küratörlerinin sanatçı ile ilgilenmesini sağlar. Gagosian önceden sanatçının en iyi eserlerini bir müzedede sergilenmesi için uygun ödeme koşullarıyla  satmayı teklif eder, gerekirse müzeye ücretsiz verir.  Yani sanatçının öneminin artması için veya yirmi otuz yıl sonra değerlenmesi için müzelerin eserleri sergilemesi sağlanır. Ayrıca  sanatçılarının göründüğü bağlamıda kontrol altına almaya çalışır. Picasso’dan, Jeff Koons’a kadar elinde markalaşmış onlarca sanatçının koleksiyonu bulunmaktadır. Sanatçılarının  eserlerinin yayınlancağı kitap ,dergi vs.  yayınları adı ve baskı sayısına gore takip eder. Bütün bunları yapar çünkü sanatçının eserlerinin zaten bir çoğunun ucuz fiyata satın aldıktan sonra markasında korumak ve değerini arttırmaya  arttırmaya  çalışır. En  basit örnekleriyle Gagosian’ın takip ettiği  sanata karşı tutum budur.  Ikinci örnek olarak White Cube Çağdaş Sanat Galerisi vereceğim. 2011 yılında yeni yerine taşınarak 60.000 metrekare alanıyla İngiltere’nin en büyük çağdaş sanat galerisidir. Babasının Margaret Thatcher döneminde tarım bakanlığı yapmış Jay Jopling ‘dir.  Galerinin sanatçı kadrosunda Damien Hirst ve Tracey Emin gibi superstar 30 dan fazla superstar çağdaş sanatçı vardır. Gagosin’a nazaran tanınmamış sanatçılara şans verir. Sergiler haricindede farklı sanat aktiviteleriyle dikkat çekmektedir. (yarışmalar, workshoplar ) vs. Hong Kong , Sao Paulo’da birer, Londra’da 2 adet Galerisi varıdır. Jay Jopling ‘de Larry Gagosian gibi  küreselleşmenin etkisiyle farklı ülkelerdeki galeri sayısını arttıracağa benziyor.

  Dünyada daha bunu gibi birçok Süperstar sanatçıların sergilerini yaptığı  markalaşmış galeriler vardır. Galeriler ,müzeler çağdaş sanatın ve sanatçıların markalaştırma süreçlerinin kilit aktörleri haline gelmiştir. Galeriler ekonomik açıdan hayatta kalmak için kendilerini markalaştırmak zorundadır ve sanatı  markalaştırmak, kendilerini markalaştırma sürecinin bir parçasıdır. Yani  galeriler çağdaş sanatın yayılmasındansa kendi aralarında markalaştırdıkları sanatçıları kendi aralarında paslaştıkları ortadadır. Peki galerilerin bu duruma gelmesine nedeni nedir ?  Bu durumun İngiltere’nin kültür politakaları ile ilgisi var mıdır ?

   Günümüz İngiltere’sinde kültür ve sanatın büyük bir endüstriye dönüşmesinin nasıl ortaya çıktığını anlamak için Margaret Thatcher İngiltere’sine bakmamız gerekiyor. Thatcher Muhafazakar Parti döneminde iktidara gelirse yapacağı bir dizi özelleştirme programı politikası yürüteceğini belirtiyor. Nitekim 1979 ‘da iktidara gelince özelleştirmeyi hızlandırıyor. Bu özelleştirmenin en büyük hedefi devletin ekonomideki rolünü azaltmaktarak bireysel özgürlük ve refahı arttırmaktı. İlk başta bu özelleştirme politikalarına karşıt görüşler çıktı. Bu politkaların üretimin temel özelliklerini yok edeceğini ve kitlesel işsizliğin artacağı fikirleri dile getirdi. Buna karşın 80’li yıllarda Saanat ingiltere’de bir endüstri haline geldi ve işsizlik sorununa bir nebzede olsa care oldu. Ortalama 450.000 kişiye iş sağlandı. Ve  10 Milyar paundun üzerinde yıllık gelir sağladı. Ortaya çıkan muazzam rakamlar özellikle İngiliz film endüstrisi, galeri ve müzelere devlet idaresinden daha bağımsız hareket etmelerini sağladı. Bu  ekonomik büyüme ile ,bir nevi Thatcher’in en büyük isteklerinden biri yerine gelmiş oldu. Thatcher Kültür – sanatta  entellektüel ve eleştirmenlerin kontrol etmesinden çok duruma turizm endüstrisi gibi yaklaştı. Yani ortaya bir arz –talep dengesi yaratmaya çalıştı.  En büyük amacı kültür-sanat alanında hükümet müdahalesinden uzak bir sanat pazarı kurulmasıydı. Yani Amerikan modeli olan Sponsorluk ve patronluk sistemini İngiltere’ye uyarlamak istiyordu. Bu yolda önemli kanunlar çıkardı. Müze ve galerilerin giriş fiyatlarını sabitledi. Galeri ve müzelerin Daha etkin, verimli olmaları için teşvikleri yarattı.

  Sonuç olarak şunu  söyleyebiliriz, Şu anda  İngiltere’de ki galeri ve müzelerin geldiği durum tesadüf değil, hatta Thatcher’in hayalleri gerçeklemiş gibi görünüyor. Şu an İgiltere’ye ait gezi rehberlerinde galeri ve müzelere ayrılan sayfa sayısının artmasının yanısıra , Londra’daki galeri ve müzeleri tanıtan cep telefonu aplikasyonları bile yapılmış. İngiltere’de sayıları artan sanat dergi ve yayınlarını bahsetmeye gerek bile duymuyorum. Ama herşeye rağmen bütün bu sanat için yapılanlar çağdaş sanatın anlaşılması ve daha çok insana yayılmasından çok birer turizm politikasının sonucu  gibi görünüyor.

 

 

 

Kaynak:

Çağdaş Sanat Nedir ?   Ali Artun- Nursun Örge

Sanat Mezat   Don Thompson

CULTURAL POLICY of TURKEY and ENGLAND in the 1980s    Ayşe Kaya

 www.whitecube.com

www.gagosian.com

www.wikipedia.org